|
Kemal
Burkay:
Hükümetin tutumu olumlu,
muhalefet sorumsuz
Cihan Haber Ajansı muhabiri Ramazan Kerpeten’in
Burkay arkadaşımızla yaptığı
ve 23 Ekim tarihli Zaman Gazetesi, ATV, Samanyolu dahil
birçok gazetede, TV ve internet sitesinde yayımlanan,
ya da haber olan röportajını aşağıda,
dil yönünden bazı ufak düzeltmelerle birlikte yayımlıyoruz.
(Dengê Kurdistan)
İsveç'te sürgünde yaşayan Kürt aydın ve
siyasetçi Kemal Burkay, PKK'lıların dağdan
inme sürecinde, "hükümetin olumlu, muhalefetin sorumsuz"
davrandığını savundu. "Karşılamayı
karnavala çevirdiler" diyerek DTP'yi de eleştiren
Burkay, süreci baltalayacak girişimlere karşı
dikkatli olunması çağrısında bulundu.
Ağustos ayında Cihan'a verdiği röportajda
"PKK'nın silah bırakmasını derin
devlet istemiyor" diyen ve bu sözleri kamuoyunda
büyük yankı uyandıran Burkay, bu kez 'dağdan
iniş' süreciyle ilgili önemli tespitlerde bulundu.
Stockholm'deki ofisinde dün gerçekleşen özel röportajda
Burkay, bu aşamaya gelinmesini "çok olumlu"
olarak niteledi. Burkay, önceki röportajına da atıfta
bulunarak, Öcalan'ın yakalandıktan sonra birkaç
kez silahları bırakma çağrısında
ve teklifinde bulunduğunu; ama bu girişimlerine
her seferinde derin devletin engel olduğunu hatırlattı.
ORDUDAKİ DEĞİŞİM DE ÖNEMLİ
Bu noktaya gelinmesinde hükümetin başlattığı
demokratikleşme sürecinin büyük rol oynadığını
vurgulayan Burkay şöyle konuştu: "Kürt
kesimi öteden beri meselenin barışçıl yollardan
çözümünden yana. Hükümetin böyle bir adım atması
da ortamı yumuşattı, şimdi bir grup
PKK'lının dönüşü oldukça olumlu bir durum.
Silahları tümden bırakmak için bu bir başlangıç
olabilir; elbet eğer iki taraf da bu konuda dikkatli
ve de kararlı olursa."
Ordunun üst yönetimindeki tutum değişikliğinin
de bu sonuçta önemli rol oynadığını
belirten Burkay, ayrıca DTP'nin sağduyulu yaklaşımının
ehemmiyetine dikkat çekti.
Sürecin bu kadarla sınırlı kalmaması
gerektiğini hatırlatan Burkay, "Bence bu
devam etmeli... Bu da, bu konuda kararlı adımlar
atmaya bağlı. Hükümetin bu konudaki tutumunu
olumlu buluyorum, oldukça kararlı bir tavır
içerisinde görüyorum; en azından silahların
susturulması ve dağdakilerin indirilmesine yönelik
olarak." diyor.
Burkay, grubun gelişi sırasındaki DTP'nin
tavrını eleştirdi: "Doğrusu,
DTP'nin olayı bir 'fest' (karnaval, festival) havasına
dönüştürmesini doğru bulmadım. Olaya davul
zurnalı bir zafer havası vermenin nedeni yoktu
ortada..."
Esasen, dağdakilerin 'orada' durması için bir
neden kalmadığına da vurgu yapan Kürt aydın,
"Dağdakilerin inmesi, silahların susması
ülkenin önünü açacak. Demokratikleşme, AB üyeliğinin
önünü açma ve özgürlükler bakımından yeni olanaklar
sağlanmasına vesile olacak. Ama atılmış
bu adımın devamının gelmesi adına
bütün taraflara sorumluluklar düşüyor," dedi.
ADLİ MEKANİZMA, SÜRECİ BALTALAYABİLİR
Dağdan inişin devamını sağlamak
için, inişin kolaylaştırılması
gerektiğini ve bunun için de bir affa ihtiyaç olduğunu
söylüyor Kemal Burkay: "221. maddenin şu veya
bu türden yorumuyla bu iş yürümez. Dağdakiler
inince cezaevine girmeyeceklerine ve normal hayata döneceklerine
dair güvenceleri olmalı; yeni bir düzenlemeye ihtiyaç
var."
Burkay, iyi niyetli savcıların yanında,
şartları zorlayacak savcıların da
çıkabileceği uyarısını yaparak,
"Türkiye'de adli mekanizmanın nasıl çalıştığını
biliyoruz, bazen ne kararlar alındığını
görüyoruz. Dolayısıyla güvence oluşturulmalı,
yasal zemin hazırlanmalı. Bence bu noktada af
son derece önemli." diyor.
BAYKAL ve BAHÇELİ, OLUMLU HİÇBİR ŞEYE
HİZMET ETMİYORLAR
Muhalefetin tutumunun bu noktada çok önemli olduğunun
altını çizen Burkay, "Maalesef bu hususta
muhalefetin tutumu çok olumsuz oldu, daha önceki durumlarda
da olduğu gibi. Gerek Baykal, gerek Bahçeli bu sürece
hizmet etmeyen bir tutum içerisinde oldular," dedi.
Muhalefetin olumlu hiçbir şeye hizmet etmediğini
savunan Burkay şöyle devam ediyor: "Onlar, savaşın
sona ermesini istemiyorlar, sorunların çözümünü istemiyorlar,
bu tavır son derece açık. Toplumda yerleşmiş
olan önyargıları kışkırtıyorlar.
Bu; her iki halkın kardeşliğine hizmet
etmez. Bir arada yaşama duygularını güçlendirmeye
hizmet etmez, aksine; daha da sarsar. Muhalefette olmak,
yapılan her olumlu işe karşı çıkmayı
gerektirmiyor herhalde. Muhalefet demek, bu olmamalı.
Görünen o ki; Bahçeli de, Baykal da sorunun çözümünden,
çatışmanın durmasından rahatsızlık
duyuyorlar."
Böylesi bir muhalefette ülkenin ve halkın hiçbir
yararı olmadığını dile getiren
Burkay, buna ilişkin görüşlerini şöyle
dile getiriyor: "Ülke adına talihsiz bir durum...
Bu tavır, ülkenin normalleşmesi, demokratikleşmesi
karşısında büyük bir engeldir ve bunun
mutlaka aşılması gerekir." Muhalefeti
'yola getirmenin' yolunun da milletten geçtiğini
anlatan Burkay, "Bence bu da ancak halkoyunun desteğiyle
aşılabilir, çünkü bu yanlışı
yapanlar yanlışta ısrar ettikçe başke
çare yoktur. Onların yarattığı engel
halkın daha da aydınlatılmasıyla aşılabilir.
Bence olacak olan da bu..." diyor.
SÜRECİ SEKTEYE UĞRATMAK İSTEYENLER
OLABİLİR
Süreci sabote etmek isteyebilecek farklı odakların
olabileceği uyarısını tekrarlıyor
Kemal Burkay: "Yarın bir gün bir yerlerde mayınlar
patlayabilir, bir takım insanlar ölebilir, bazı
karakollara taciz ateşleri olabilir. Bunları
kimlerin yaptığını da tam bilemeyiz."
Yeni krizlere yol açılmaması adına ordunun
operasyonlara ara vermesi gerektiğini söyleyen Burkay,
PKK'yı da ikaz ediyor: "PKK da gerçekten barış
istiyorsa ve bu sürecin sekteye uğramasını
istemiyorsa çok dikkatli olmalı, eylemlerden dikkatle
kaçınması gerekiyor. Yani sürecin sabote edilmesine
meydan verilmemeli."
KÜRT DÜŞMANLIĞINA YÖNELİK TUTUMLAR
BİRLİKTELİĞE ZARAR VERİR
Açılıma karşı olan kesimlerce Kürt
düşmanlığının da pompalandığına
işaret eden Burkay, federatif çözüm tartışmalarında
bazılarının daha ileri giderek "Madem
öyle, Doğuyu Kürtlere verelim, ne halleri varsa görsünler,
batıdaki Kürtleri de oraya sürelim" şeklinde
ifadeler kullandığını aktarırken
şu tespitte bulunuyor: "Bir kere, batıya
gelen Kürtlerin bir bölümü çalışmak için veya
başka nedenlerle eskiden gelmişler. İç
Anadolu'da da Kürt aşiretleri var, başka bölgelerde
de Kürtler var..."
Son 30 yıl içerisinde doğudaki halkın
zorunlu göçe zorlandığını ve köylerin
boşaltıldığını söyleyen
Burkay, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Dört bin
köy yıkıldı, milyonlarca insan başka
yerlere göç etmek zorunda kaldı. Bunların bir
kısmı Diyarbakır, Van gibi bölge illerine
sığınırken, bir bölümü de batıdaki
metropollere gittiler; Çukurova, Adana, Mersin, İzmir,
İstanbul, Ankara gibi... İnsanlar bunu isteyerek
yapmadılar. Köyleri yakıldığı
için, oralarda barınamadıkları için oralardan
kaçmak zorunda kaldılar, bütün maddi varlıklarını
orada bırakarak. Birçoğu derbeder oldu; metropollerin
varoşlarında okulsuz, işsiz, evsiz olarak.
Bu insanların bir bölümü buralara uyum sağlamış
durumdalar, aradan geçen on yıllar içerisinde...
Şimdi bu çözüm aşamasında, "bu insanları
yeniden sürelim" demek uygarca bir tavır değil,
bunu söyleyenlerin tavrı demokratik bir tavır
değil ve insanca bir tavır değil."
Sorumlu davranılması ve iyi niyetle hareket
edilmesi gerektiğinin altını çizen Burkay,
soruna çözüm bulmaya çalışırken, insanlara
yeni acılar yaşatılmaması çağrısında
bulundu. "Bu işi, insanca, uygarca, uluslararası
hukuka uygun olarak çözmek lazım" diye sözlerine
devam eden Burkay, Kürt halkının haklarını
tanımakla meselenin çözülebileceğini söyledi.
Bu sorunun çözümüyle birlikte büyük şehirlerin de
rahatlayacağını söylüyor Kemal Burkay:
"Halen büyük şehirlerde yaşamakla birlikte
oradan köyüne dönmek isteyen insanlar var. Bir kısmı
yerleşmiştir, dönmek istemeyebilir, bu doğaldır,
onları zorla geri döndüremeyiz. Dönmek isteyenlere
de yolu açık tutmak lazım. Bu da bölgede güvenliği
sağlamakla olur. Yani bugünkü olağanüstü koşullarda
bu biraz zor olur. Görüyorsunuz, verilen sözlere güvenip
dönen insanların bir kısmı mağdur
oluyor, korucuların saldırısına uğruyorlar.
Ya da patlayan bir bomba ya da roketle bir genç kız
havaya uçabiliyor, bir çoban paramparça olabiliyor. Yahut
ceviz toplamaya gitmiş köylüler, terörist diye öldürülebiliyor..."
PKK İLE EŞ ZAMANLI OLARAK KORUCULAR DA SİLAHSIZLANDIRILMALI
PKK'nın silahsızlandırılması
ve dağdan indirilmesine paralel olarak korucuların
da aşamalı bir şekilde silahsızlandırılması
gerektiğine işaret eden Kemal Burkay, bunun
eş zamanlı olarak yürütülmesi gerektiğini
belirtti: "PKK silahı bırakmışken,
korucuların elinde silah kalırsa, bu da bölge
halkı için bir tehdittir. Dolayısıyla PKK'lıların
ve korucuların silahsızlandırılması
bir arada götürülmeli. Tabii ki operasyonların durdurulması
ve normal bir hayata geçilmesiyle..."
Sivil ölümlere işaret eden Burkay, bölgenin ayrıca
mayınlardan ve silahlardan temizlenme zorunluluğunun
bulunduğunu da ifade ediyor.
YAN YANA BARIŞ İÇİNDE YAŞAMANIN
BİÇİMİ FEDERAL ÇÖZÜM
Burkay, çözüm üretmek isterken insanlara yeni acılar
yaşatacak, yeni göçlere yol açacak uygulamalardan
kaçınılması gerektiğini yineledi.
"Her iki halkın yan yana, barış içerisinde;
ama eşit haklara sahip olarak yaşamalarının
formülünü bulmak lazım. Bu federal çözüm olabilir,"
diyen Burkay, konuyla ilgili olarak İsviçre, Belçika,
İspanya ve Kanada örneklerini verdi.
(Bir soru üzerine) Osmanlı örneğine de değinen
Burkay, "Belki Osmanlı'nın ismi federatif
bir devlet değildi; ama somutta ona benzer bir durum
vardı. Osmanlı imparatorluğu içerisinde
farklı dil ve dinlerde pek çok halk vardı ve
bunlar hiçbir dönemde yok sayılmadı, inançları
ve dilleri zorla yok edilmek istenmedi," diyor.
"Bir arada ve eşit olarak yaşamanın
formülünü bulmamız lazım" çağrısında
bulunan Burkay, Osmanlı'da milliyetçilik dalgalanmalarıyla
sona gidilen süreçte adem-i merkeziyetçi bir yaklaşımla
meselenin çözülemediğini vurguluyor. Burkay, dünyada
yeni bir değişim yaşanırken Türkiye'nin
bunlara kayıtsız kalmaması gerektiğini
dile getiriyor. Çağımızda eski katı
ulusal sınırların ortadan kalkarak, uluslararası
birlikteliklere gidildiğini ifade eden Burkay, Konfederal
bir yapıdaki Avrupa Birliği örneğini vererek
şöyle diyor: "Daha yakın bir zamanda Almanya,
Fransa ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerinin birbirleriyle
nasıl boğuştuklarını hatırlayın,
bir de şimdi gelinen noktaya bakın. Bu halklar,
bir arada yaşamanın formülünü buldular. Sınırlar
kalktı, ortak bir bayrakları var, hükümet gibi
bir ortak konsey var, Avrupa parlamentosu var. Dünyada
bu yönde bir gelişme var, Ortadoğu'da da günün
birinde bunların olacağına inanıyorum.
Birbirine düşman haline getirilmiş olan halklar,
buna İsrail ve Filistin de dâhil, bunlar için ilerde
çok farklı bir manzaranın ortaya çıkacağına
inanıyorum. Yani Avrupa'da olanlar, bir gün bu bölgede
de olacaktır ve olmalıdır bence,"
şeklinde temennilerde bulundu.
SÜRECE KARŞI ÇIKANLAR YA CAHİL YA KÖTÜ NİYETLİ
Dağdan inişlerin ve silahların susmasının
hem Türk hem de Kürt halkı için çok büyük fayda sağlayacağını
anlatan Burkay, "Bu sürece karşı çıkanlar,
ya hiçbir şey anlamıyorlar, ya da kötü niyetliler.
Yani çatışmanın devam etmesinde çıkarları
var. Kanın durmasından, ülkeye barış
ortamının gelmesinden rahatsız oluyorlar.
Bence herkes mevcut önyargıların giderilmesi
için çaba göstermeli." diye konuştu.
Türk ve Kürt halkının bir arada yaşamasını
isteyenlerin, ülke bütünlüğünün devamı adına
bu süreci desteklemesi gerektiğini ifade eden Burkay
son olarak "Kinden, nefretten, önyargılardan
kurtulmak lazım. Hem Türk, hem Kürt kesiminde işi
kolaylaştırmak lazım," dedi. (CİHAN)
--------------------------
Zaman-23 Ekim, 2009
|