|
Kendimizi
aldatıyoruz
BASKIN ORAN
(*)PSK
Bülten’in notu:
Son
günlerde Türkiye’de en çok tartışılan konulardan
biri ”Salkım Hanım’ın Taneleri” adlı film.
2. Dünya Savaşı yıllarında gayrimüslimlere
uygulanan ”Varlık Vergisi”ni ve bunun yol açtığı
trajik sonuçları konu alıyor.
Film
sanat dünyasında ve seyirci arasında iyi tutuldu
ve pekçok ödül aldı. Ama MHP’li bir ırkçı filmin
Ermeni propagandası yaptığını ileri
sürünce bu kez de bu yönüyle yoğun bir tartışma
başladı. Bir yanda olaya MHP’linin gözüyle bakan,
hamaset edebiyatı ve demagoji yapan ırkçılar,
şovenler, diğer yanda onu bir sanat olayı ve
tarihsel bir gerçeğin irdelenmesi olarak değerlendiren
demokrat insanlar.. Diğer bir deyişle, bu konuda
basında mide bulandırıcı suçlamalar gibi,
son derece düzeyli, nitelikli yazılar da çıktı.
Prof.
Baskın Oran’ın Türkiye basınında çıkan
bir makalesi bu nitelikli yazılardan biri. Onu aşağıda
okurlarımıza sunuyoruz:
Adam
oturup roman yazmış. Başka bir adam da ondan
film senaryosu çıkarmış. Kalkıyoruz, "Romandaki
Musevi iken, senaryodaki niye Ermeni oluyor?" diye soruyoruz.
Benim canım kardeşim, adam tarih yazmıyor.
Roman yazıyor. Film senaryosu yazıyor. Mazlum kahraman
Musevi olsa ne fark eder, Ermeni olsa ne fark eder? Sen, bu
Varlık Vergisi konusunda söylenenler doğru mu, ona
bak:
1)
Biz, devlet olarak, İkinci Dünya Savaşı sırasında
bütçemiz çok sıkıştığı için
Varlık Vergisi adıyla bir servet vergisi çıkarmak
zorunda kaldık mı? Kaldık.
2)
Bu servet vergisini, metninde hiç geçmediği halde, uygulamada
D (dönme) ve G (gayrimüslim) kategorileri icat edip, vatandaşımız
olan gayrimüslimleri ve dahi taa 17. yüzyılda Müslüman
olmuş insanları mahvetmek için kullandık mı?
Kullandık.
3)
Zurnanın zırt dediği yer: Bu uygulama yüzde
yüz bir ırkçı uygulama mıydı? Evet, maalesef
savaşın Nazilerce koşullanan atmosferi içinde
öyle oldu.
Peki
kardeşim, daha neyi tartışıyoruz? Irkçı
uygulamayı Ermeni'ye veya Rum'a yapınca daha çok,
Musevi'ye yapınca daha az mı ırkçı oluyoruz?
Salkım Hanım'ın orasını burasını
karıştırırken, acaba İkinci Dünya
Savaşı'ndaki ırkçılığa hiç farkında
olmadan arka çıkmıyor muyuz?
Haa,
Ermeni diasporası Türkiye'yi sıkıştırırken
böyle bir film yapılması sakıncalı idiyse,
o zaman biz İttihatçı olarak seksen küsur yıl
önce bir Ermeni sorunu yaratıp 2001 yılında
Türkiye Cumhuriyeti'nin kucağına atmasaydık.
Hadi
attık, o zaman şu altın değerindeki sözü
hatırlasaydık: "Bir küçük hatayı büyütmek
için en sağlam yol, onu müdafaa etmektir." Kaldı
ki, yaptığımız küçük hata değildi.
Üstelik, "Kol kırılsın, yen içinde kalsın"
diye sustukça biz, Susurluklar ürüyor.
*
* *
"Bu
gayrimüslimler ülkenin kaymağını yiyorlardı.
Milli ekonomiyi onlara bırakamazdık. Milli burjuvazi
yaratabilmek için onları tasfiye etmek lazımdı"
diyoruz.
O
zaman sorarlar: "Milli burjuvazi-komp-rador burjuvazi
diye bir ayrım var mı gerçekten?" Sakın,
milli veya komprador; daima rasyonel düşündüğü için,
burjuvazinin tek amacı kârın maksimizasyonu olmasın?
Cefi Kamhi'nin AB'ciliğiyle Rahmi Koç'un AB'ciliği
arasındaki fark acaba nedir?
*
* *
Geçen
gün Mülkiyeli abim Hikmet Uluğbay'la konuşuyorduk.
Okuduğu çeşitli iktisat tarihi kitaplardan çıkardığı
bir sonucu aktardı:
"Saatçilik
gibi, dönemi için büyük teknik becerilere sahip bir topluluk
olan Huguenot'ların Fransa'dan atılması, Fransa'nın
sanayi devrimini başlatmak fırsatını İngiltere'ye
kaptırmasına yol açmıştır".
İki
kelimeyle bilgi sunayım, çünkü arkasından İttihatçı
kafamızı hiç memnun etmeyecek bir yorum gelecek:
Kendilerine mezhep özgürlüğü tanıyan 1598 Nantes
Fermanı'nın 1685'te 16. Louis tarafından geri
alınmasının ardından, mezhep baskılarına
dayanamayan 250 bini aşkın Huguenot, kitleler halinde
Fransa'yı terk etmek zorunda kaldı. Başta İngiltere
olmak üzere Prusya, Felemenk ve Amerika'ya göç etti. Tabii,
teknik ve ticari becerilerini de kafalarının içinde
götürerek.
Artık
bunca yıl kendimizi aldattıktan sonra, milli burjuvazi-komprador
burjuvazi diye bir ayrım olmadığını
nihayet idrak ettiğimize göre, acaba biz Müslüman Türkler,
o zamanlar tek burjuvazimiz olan gayrimüslimleri, cumhuriyetten
sonra etkisini zerre kadar yitirmeyen İttihatçı
kafamızla 1942 Varlık Vergisi ve 1955 6-7 Eylül
gibi olaylarla kaçırtmasaydık, bugün AB'ye girmeye
daha yakın kalitede bir ülke olur muyduk, olmaz mıydık?
Bu
yazımdan sonra, benim gizli bir gayrimüslim, hatta daha
doğrusu, açık bir vatan haini olup olmadığımı
araştırıp değerli zamanınızı
yitireceğinize, oturup bu söylediklerimi bir anlığına
düşünseniz acaba nasıl olur.
--------------------------------------------
Prof.
Dr. Baskın Oran: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi öğretim üyesi. Yazı, Agos gazetesinin
07.12.2001 tarihli sayısında yayımlanmıştır.
|