PSK PSK Bulten KOMKAR Roja Nû Weşan / Yayın Link Arşiv
Dengê Kurdistan
PSK
PSK Bulten
KOMKAR
Roja Nû
Weşan/Yayın
Arşiv
Link
Pirs û Bersiv
Soru - Cevap
Webmaster
psk@kurdistan.nu
 
 

Kürtler nereye?

Taha AKYOL


  BÖLGENİN geri kalmışlığının sebebi feodalite ve soyutlanmış, dağlık coğrafyasıdır; bunu İranlı Kürt lider Qasımlu da belirtir.
  Halbuki PKK ve 'ılımlı' sanılan Kemal Burkay gibilerin tezine göre Türkler bölgeyi sömürmek için kasten geri bıraktırmışlardır! Hatta Burkay, Deng dergisinde safça sorar:
  "İsviçre de dağlık; geri mi?"
  
Peki, İsviçre 1300'lerden beri hangi büyük ticaret yollarının kavşağıdır?
   Şoven milliyetçi tezler bir "düşman yaratmak" için tarihi de tahrif ederler. Durumların düzelmesini de istemezler. Çünkü şovenizm için bir de "ezilmişlik" duygusu lazımdır! Kışkırtıcı yazılarıyla büyük vebal taşıyan İsmail Beşikçi'ye göre, mesela kredi, teşvik ve bayilik alarak zenginleşen Kürtler kötüdür, çünkü bunlar "devletin yanında yer almış"lardır, "ajan sınıf"tırlar! (Devletlerarası Sömürge, Kürdistan, sf. 63 - 93)
   'İyi Kürd'ün fakir, ezilmiş, öfkeli, militan olması lazım bu kafaya göre...
   * * *
   BÖLGE kalkınma sürecindedir. Feodalite hızla çözülmekte, başarılı bir girişimci sınıf oluşmaktadır. Yollar, yoğun ticari ilişkiler ve iletişim, yükselen eğitim seviyesi ve kentleşme, şoven Kürt milliyetçilerinin çizdiği kara tabloyu yavaş yavaş ortadan kaldırmaktadır.
   Bugünkü sorun da feodalite veya geri kalmışlıktan değil, aksine, bu gelişmelerden çıkmaktadır!
   Kürt ideologlarına, PKK'nın yönetim ve ara kadrolarına, HADEP'in teşkilatına bakın... Okumuş, meslek sahibi, az çok iş sahibi 'küçük burjuvalar' çoğunluktadır. Feodalitenin ırgatları değildirler.
   İşsiz gençler de ırgat psikolojinde değildir artık.
   Demek ki, Sünni ve Alevi İslam kimliklerinin "kenar"da kalmış kültürel unsurları nasıl kentleşme, eğitim ve ticarileşme sürecinde "merkez"e yönelip kamusal alana çıkıyorsa, bu süreç Kürtleri de aynı şekilde etkiliyor.
   
Onlar da 'görünür' oluyorlar. Artık yok sayılmaları mümkün değil...
   "Takriri Sükun" artık tekrarlanamaz...
   * * *
   EĞİTİMLE, kentleşmeyle, ticarileşmeyle gelişen bu "kimliklenme" süreci başka bir sonuç daha doğuruyor: Türkler ve Kürtler tarihimizin hiçbir döneminde ve şimdi hiçbir ülkede olmadığı kadar, iç içe geçiyorlar.
   Rahmetli Kürt aydını Orhan Kotan'ın yazdığı gibi, "milyonlarca Kürt Batı illerinde yaşamaktadır... Kimse Kuzey Irak'ta yaşamaya heveslenmemiştir... Bağımsız Birleşik Kürdistan talebi illegal Kürt hareketlerinin programlarında bir paragraf başı olmaktan fazla bir anlam taşımıyor... sınır çizmek imkansızdır..." (Realite, Rojname Hefteyi, Sayı: 1 ve 2)
   HADEP'in "Kürt partisi değil, Türkiye partisi" olmak istediğini söylemesinin bir sebebi, kaynaşmış milyonlarca Kürd'e ayrılmayı, bölünmeyi izah imkansızlığıdır.
   Eski etnik milliyetçi şoven ideoloji yerine, ılımlı ve uzlaşmacı demokratik görüşler geliştirmek, herkesten önce ılımlı Kürtlerin görevidir: Yıllarca zihinlere işlenmiş eski militan ve şoven tezleri, ayrılıkçı ve Pan Kürdist tortuları eleştirmek, genç kuşakları bu tortulardan kurtarmak...
   Çözüm kesinlikle ülke bütünlüğü ve üniter devlet içinde, liberal demokrasinin ve uzlaşma kültürünün gelişmesiyle sağlanabilir.

Yavuz Hırsız..

Cemil BARAN

Sevgili okurlar, Taha Akyol’un yan taraftaki “Kürtler nereye?” başlıklı yazısını okudunuz mu? Okumadınızsa bu yazıdan önce onu okuyun. 3 Ocak tarihli Milliyet’te yayınlanmış..

Okudunuzsa tavrınız ne oldu? Gerçeklerin bu derece çarpıtılması karşısında şaşırdınız mı? Öfke ya da tiksinti mi duydunuz? Yoksa hiçbiri mi?

Bence “hiçbiri” olmalı. Çünkü Türk basınındaki bu tür kapıkullarının çarpıtmalarına alışığız. Onların işi bu. Onlar belki “yazar” ama asla aydın değil. Baskı ve zulüm rejiminin tezlerini kağıda geçen, yani dikte eden birtakım “katipler..” Yüzbinlik gazetelerde yazmaları birşeyi değiştirmiyor.

Akyol’un bize dil uzatan ilk yazısı değil bu. O, daha önce de böylesine aklına eseni kağıda serpiştirdiği yazılar yazmış ve bazısının cevabını almıştı. Ama belli ki yaptığı çarpıtmaların açık bir dille, mantıkla, bilgiyle orta yere konması ona ders olmuyor, yüzü kızarmıyor. Aynı çarpıtmaları tekrarlamayı bir marifet sanıyor. Ama elbet, işi bu!

Bay Akyol’a göre ne dörde bölünmüş Kürdistan var, ne 40 milyonluk Kürt ulusu.. Ne de Kürtler üzerinde baskı, zulüm, sömürü.. “Bölge” diye bir yer var.. Oranın geri kalmış olması ise “feodaliteden ve soyutlanmışlıktan; dağlık ve kar-kış memkleketi oluşundan…”

Cehaletin bu kadarı ancak tanrı vergisidir. Ona geçmiş yazılarımızın birinde İsveçre’yi hatırlatmıştık. Yani hem dağlık, he de kar-kış memleketi.. Üstelik çok güçlü feodal bir geçmişi de var; hala da orada geniş topraklara sahip baronları görebilirsiniz.

Ona ünlü kışları ve karlarıyla kutupların bitişiğindeki Kanada’yı, Norveç’i, İsveç’i, Finlandiya’yı, -Moskovası ve Leningradı ile- Rusya’yı hatırlatalım..

Bay Akyol, en gelişmiş ülkelerin kuzeyde, soğuk iklimde olduğunu bilmez mi?

Üstelik Kürdistan’ın heryeri dağ değil, “kar-kış memleketi” değil. Ülkemizde yüksek yaylalar ve dağlar da, her tür tahıl, meyve ve sebze yetişen sıcak ve münbit ovalar da var. Dağları ve yaylaları hayvancılık için, ovaları ve vadileri ise tarım için tam bir cennet.

Bay Akyol Kürdistan’ı hiç gezip görmüş mü, yoksa görmediği bir yeri mi anlatıyor? Belki de baktığını göremiyen biri..

Ya ülkemizin yeraltı kaynakları? Onun zengin Kürdistan petrolünden, zengin demir, bakır, krom, kömür ve fosfat yataklarından haberi yok mu?.

Ya Dicle ile Fırat başta olmak üzere petrolden de değerli zengin su kaynaklarından?..

Ya tarihi zenginlikleri ve eşi az bulunur doğal güzelliklerden?.

Bir arada yaşanan dört mevsimden?.

Acaba yeryüzünde kaynakları ve doğası bakımından Kürdistan’dan daha zengin bir ülke gösterilebilir mi?.

Ya tarihi göç yolları üzerinde olması?. Bugün de Ortadoğu ve Hazar petrollerinin geçiş güzergahı olması?..

Peki Kürt halkının yaşadığı bunca yoksulluk, perişanlık neden?. Bu, bölünme, işgal, bitmez tükenmez savaşlar, dünyada eşi az görülen bir zulüm ve sömürü yüzünden değil mi?

Bay Akyol, nasıl gerçekleri bu kadar çarpıtabiliyorsunuz? Bu bilmezlikten mi, yoksa insanları aptal yerine koymaktan mı?

Sizin okurlarınıza saygınız yok mu?

Ama Bay Akyol, saygın Kürt lideri Kasımlo’yu bile kendi saçmalıklarına ortak etmekten geri kalmıyor.

Kasımlo’nun Kürdistan tarihi ile ilgili yazdığı eserler ortada. Kimse Kürdistan’daki feodal yapıyı, aşiret yapısını yok saymıyor. Burkay’ın da bu konuda eserleri var. Ama bizzat bu aşiretçi ve feodal yapıyı bugüne kadar canlı tutan ne?

Bay Akyol, ögrenmeye niyetin ve vaktin varsa, aç Burkay’ın yazdıklarını oku ve Kasımlo’yu çarpıtacak kadar küçülme. Kasımlo’yu, bu seçkin Kürt aydınını, politikacıyı Viyana’da katledenler Kürt feodalleri değildi, ülkemizi bölüp parçalayan acımasız sömürgecilerdi.

Aslında kötü bir ülke ve kötü bir halk yoktur, kötü yönetimler vardır. İyi bir yönetim kaynakları en kıt, doğal koşulları en elverişsiz bir ülkede bile halkına iyi bir yaşam sağlayabilir. Kötü bir yönetim ise cenneti bile rezil eder.

Türk yönetimi işte böyle yaptı; güzelim Anadolu’yu ve Kürdistan’ı, -Türkler de dahil olmak üzere- burada yaşayan halklar için cehenneme çevirdi.

Bu ülkenin yazarına, aydınına düşen ise, bu kötü yönetime yağ çekmek, onun pisliklerini örtmek değil, gerçekleri dile getirmektir. Türk halkının da çıkarına olan budur.

Bunu yapabilir misin, Bay Akyol? Bu saatten sonra zor değil mi? Çünkü sen ve senin gibiler bu yoz, iğrenç ve zalim rejimin bir reklamcıbaşısınız, bu iş kanınıza iliğinize işlemiş.. 

Yavuz hırsız ev sahibinden baskın çıkar, derler. Bay Akyol da biz Kürt sosyalistlerini “şoven milliyetçi” diye niteliyor!

Ne yaptık da şoven milliyetçi olduk?

Kürtleri başka halklardan üstün mü gösterdik? Soy-sop ve kan edebiyatı mı yaptık?.

“Bir Kürt Dünyaya bedeldir” mi dedik?

“Ne mutlu Kürdüm diyene” mi dedik?

Afet İnan gibi prof. ve “tarihçiler”e Hitler Almanyası’ndan getirttiğimiz pergel ve cetvellerle kafatası ölçümleri mi yaptırdık?.

Ermeni kırımı mı yaptık?

Gayrimüslimleri ezen “Varlık Vergisi” mi koyduk, 6-7 Eylül Olayları mı tezgahladık?

“Bu ülkenin efendisi Kürtlerdir, başkasının bir hakkı varsa o da Kürtlere hizmet etmektir!” mi dedik?..

Türklerin ülkesini işgal, varlığını inkar, dil ve kültürlerini yasak mı ettik?”

Türkçe türkü söylemelerini bile yasakladık mı?.

Ya hak ve özgürlük istedikleri zaman, “haa, siz memleketi bölmek, Türk devleti kurmak istiyorsunuz!..” diyerek  onları işkenceden geçirip zindanlara mı doldurduk?.

Türkleri arada bir kırımdan mı geçirdik?

Binlerce köylerini, onlarca kasabalarını yakıp yıkıp, milyonlar halinde sürdük mü?.

Kıbrıs’ın yarısını işgal mi ettik? Turan deyip Orta Asyalara mı uzandık? Balkanlar’da Osmanlı mirasına sahip çıkmaya yeltenip Bosnalara, Kosovalara asker mi çıkardık?

“Balkanlardan Çin Seddi’ne kadar” koca kıtaları “Kürtlük Dünyası” mı ilan ettik?

Yoksa bunu Kürt feoodalleri ve aşiret reisleri mi yaptılar?

Burkay ve Partisi bunların hangisini yaptı da “şoven milliyetçi” ve “pan Kürdist” oldu?.

Bütün bunları kendiniz (kalemşorlüğünü yaptığınız devlet ve hükümet) yapıp, sonra da ezdiğiniz, zincire vurduğunuz bir halkın hak ve özgürlük isteyen aydınlarını “şoven milliyetçi” diye suçlamak…

Bu akıl ve vicdan alacak şey mi, Bay Akyol?

Bir kapıkulu da olsanız, bütün bunları görüp anlamayacak kadar aptal değilsiniz elbet. Ama besbelli siz kendinizi allame, alemi ise sersem yerine koyuyorsunuz.

Bir de, düne kadar “terörist” deyip un çuvalına çevirdiğiniz, Kürt halkını ezmek, sürmek için bahane olarak kullandığınız, kendilerine karşı linçler düzenlediğiniz “PKK’nın yönetiminden, ara kadrolarından, HADEP teşkilatından” şimdi nasıl da övgüyle bahsediyorsunuz: “Okumuş, meslek sahibi, az çok iş sahibi küçük burjuvalar…”

Bravo, bravo! Hangi dağda kurt öldü de böyle ağız değiştirdiniz Bay Akyol? O zaman, hala bu incelikleri kavramayan, şiddetten başka yol yöntem bilmeyen efendilerinize söyleyin de artık HADEP’lileri karakola, kışlaya sağ alıp ölü çıkarmasın, ya da kayıplara karıştırmasınlar..  Hapisteki DEP’lileri çıkarsınlar.. Kürtçe eğitim isteyenleri okullardan kovmasınlar.. Kürtçe bir şarkı yayınlayan televizyonu bir yıl süreyle kapamasınlar…

Tabi biz kurdun nerede öldüğünü biliyoruz. Başlangıçta, Kürt yurtsever hareketine, özellikle de politik mücadeleyi barışçı ve demokratik yöntemlerle yürüten ılımlı kürtlere saldırtmak için besleyip büyüttüğünüz kurdu birara elden kaçırdınız. Sonra tekrar ele geçirip ehlileştirdiniz. O artık “bağımsız” ya da “federal” Kürdistanı değil, kemalizmi ve Türk üniter devletini savunuyor. Yani tam sizin gibi konuşuyor. ”PKK yönetimi ve ara kadroları”, onların yanısıra “Türkiye Partisi HADEP” de..

Eh bundan iyisi can sağlığı! Artık “kötü adamların” bir bölümü iyi adam oldu… Şimdi bu iyi adamlarla birlikte hala Kürtlerin varlığını, haklarını savunan, sömürü ve zulüm rejimine, yani sizin bu sevgili düzeninize karşı çıkan “kötü adamlara” karşı onlarla birlikte savaşmak gerekir, değil mi?..

Bu arada, kendisi fiziken ölmeden önce, fikren ve ruhen ölmüş, sıfırı tüketmiş olan “Rahmetli Kürt aydını Orhan Kotan”ı da hatırlamışsınız. O Orhan ki, yıllar yılı “bağımsız Kürdistan” isteminden bir santim aşağı düşmemiş, federal çözüme evet dedeğimiz ve barışçı mücadele biçimlerini tarcih ettiğimiz için biz Kürt sosyalistlerini reformizmle, revizyonizmle suçlamış, yıllar yılı bizimle uğraşmıştı..

Ama Günü geldi, ömrünün sonuna doğru ansızın hidayete erdi, “realite budur” deyip yalnız bağımsız Kürdistan’a değil, federal çözüme, hatta otonomiye bile karşı çıktı, “sınır çizilemez” dedi…

Ve bu nedenle, Orhan kotan da, Bay Öcalan gibi şimdi gözdeniz olmuş; ne kadar ilginç!..

Üstelik, bunu yaparken, “bağımsız-birleşik Kürdistan” şiarını yıllar yılı dile getirenlerin, PSK veya Burkay değil, bizzat Orhan Kotan ve Öcalan olduğunu da bilmezden gelerek..

Boyun eğenleri göklere çıkarıyorsunuz. Ama hala boyun eğmeyenler ve ortada bir ulus gerçeği var. Bu ise sizin ve Ecevit gibilerin canını pek sıkıyor. Sınırların öte yanında olup bitenlerden bile telaşa ve paniğe kapılıyorsunuz. Ama korkunun ecele faydası yok..

Sizin gibilere kalsa Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan gibi, Suriye, Irak, Yemen ve Cezayir de şimdi hala birer “Osmanlı-Türk ili”, bir “bölge” olacaklardı sadece..

Ama sizin gibilere kalmadı. Kürdistan’ın da babanızın mülkü olmadığını, Kürtlerin de özgür yaşamaya hakları olduğunu bir gün, gönlünüz razı olmasa bile, görüp öğreneceksiniz!

Yalan, eğer sesi yüksekse, bir zaman için kafaları bulandırabilir. Zorbalık, bir zaman için hakkın yerini bulmasını önleyebilir. Ama yalanın ve zorbalığın sürekli egemen olduğu görülmemiştir.

Kısbrıs’ta yüzbin kişilik Türk azınlığı için federasyonu bile az bulup konfederasyon isterken, 20 milyonluk Kürt halkına Kürtçe eğitim ve televizyon hakkını bile çok görmek politikasının da elbet bir sonu vardır. Ve bu son ne süngü gücüyle, ne de çarpıtmalarla, yalan dolanla önlenebilir.

 
PSK Bulten © 2002